Hayatımızın bir kısmını özetlemeye çalışalım.
Yaşadıklarımızı hatırlayalım bir bir.
Hadi; Öğrenmekten başlayalım.
Sorduklarımız, merak ettiğimiz birçok gerçekten ve cevabını bilmediğimiz bir ton sualden. Bizden başlayalım.
Bedenimizden. Ruhumuzdan. Hislerimizden.
Nasıl büyüdüğümüzden bahsedelim.
Suallerimiz bir bir önümüze dökelim. O ne? Bu ne? Şu ne?..
Hatırladınız mı?
Bir evremiz sorularla boğuşmakla, merakla, eğitilmekle geçti.
Hep ilgi duyduk. Çevreye, yaşama, insanlara. Var olanlara. Bu bir süre devam etti. İlgi artıkça soruların ve sorunların kaynağı arttı. Düşünmek devreye girdi. Algılamak bir kenara bırakıldı. İlgi sorunlara yöneldi. Çözüm odaklı yaşamaktan kaçınıldı. Hazır sorular varken bunlara bir yenisi daha eklenerek karmaşık dünya arapsaçına döndü. Ne çözüm üretmek mümkün oldu ne de sorunların kaynağına inilebildi. Sorun odaklı insanlara bir yenisini daha ekledik. Büyüdükçe kargaşa artı. Devreye ruh girdi. Beden unutuldu. Yorgunluk, bitkinlik türedi. Sorulardan el etek çekildi ve yaşamayı klasik bir hale getirdik. Nefes alırken dahi keyif alan bizler şimdilerde öf püf ederek kaçınmaya başladık. Girdap türettik. İnanılmaz boyutlara ulaşan imkansızlıklar oluşturduk. Baktık olacak gibi değil. Önümüze hislerimizi aldık koyduk. Alışmaktan ve alışkanlıklardan kaçınmanın en kolay yolu sandık. Hal ve hareketlerimizi hislerimize sunduk. Doğrusu kargaşaya bir yenisini daha ekledik ve suallerin kaynağına inmek yerine yutkunup kalmayı seçimlerden kaçarak kurtulmaktan bahseder olduk. Biz böyle büyüdük. Sorduk soruşturduk. Cevap verebilecek bir beden bir ruh bir de his. Söyleyebilecekleri ortak kelime. Unut.