GÜZEL ADAMDIK!
Bize GÜZEL ADAM DERLERDİ! Güzel sever, dokunamaz, gözlerimizi değdirmeye korkar, cesaret edemezdik yanaşmaya, şüphesiz şaibesizdi ömrümüz, ayrı gayrı kalmaya dayanamaz üzerine titrerdik sevmelerin … GÜZEL ADAM DERLERDİ! Bakışlarımız güzeldi, safiydi ömrümüz, değdiremezdik harama yüreğimizi. Yalan yoktu sevmelerimizde. İsyan yoktu dilimizde, fikrimizde. Vicdan vardı sevmelerimizde. Kucaklaşmalar vardı hüsran sevmelerimizde. Bize GÜZEL ADAM DERLERDİ! Ağlardık, her damlaya emek verir sürüklerdik...
Kıymet.
Kıymet… Bu kelime kocaman bir cümle… Anlaşılmamızı sağlayan bir köprü. Kısa ve net, eksiklerimiz arasında ümitlerimizden biri. Dayanışmayı sağlayan dirsek görevinde. En çok istediklerimizden biri. Ne çok şey anlatıyor değil mi şu ufacık kelime. Değer ve değer görülmek gibi. Anlaşılmak ve anlatılmak gibi. İnsanın içinde bir dert gibi. Kalıcı bir yara gibi.. Kısa ve net kıymet.. Amaç gibi. Umut...
Yok
Hayatımızın bir kısmını özetlemeye çalışalım. Yaşadıklarımızı hatırlayalım bir bir. Hadi; Öğrenmekten başlayalım. Sorduklarımız, merak ettiğimiz birçok gerçekten ve cevabını bilmediğimiz bir ton sualden. Bizden başlayalım. Bedenimizden. Ruhumuzdan. Hislerimizden. Nasıl büyüdüğümüzden bahsedelim. Suallerimiz bir bir önümüze dökelim. O ne? Bu ne? Şu ne?.. Hatırladınız mı? Bir evremiz sorularla boğuşmakla, merakla, eğitilmekle geçti. Hep ilgi duyduk. Çevreye, yaşama, insanlara. Var...
Önceleri durgun, sessiz. Fazlasıyla boşluk. Hatta şey… Adım atarken ayağımın altından yeri alacaklar gibi hissediyordum. Korkularım fenaydı, fokurdayan su misali. Kaç dereceye denk gelir bilinmez bir hâl, fevri ve ani hareketlilikle geçen bir ömür. Garip, karanlık bunlar ben değilmişim sanki, bedenim yaşamış bu ana kadar ruh hep geri planda izlemiş. Şu an mesela öyle değil her an fırtına, aptal...
Neden geldiğimizi unutuyorsunuz.
Bazen, kendinize söylenir vakti anlatırsınız. Yaşadıklarınızı parantez içine alır ve kapatmaya korkarsınız. Her saniyenin sizin aleyhinize işlediğini, doğru bir şeyler yapmak için mücadele etmek zorunda olduğunuzu bilirsiniz. Düşünürsünüz. Kurgularsınız. Açıkçası bir saniyede milyonlarca şey türetebilirsiniz. Gözlemlerinizi anlatır, çevreye sitemlerinizi maddeler halinde yazarsınız… Açıkcası; “İnsan olmanın ne demek olduğunu unutursunuz”… Doğanın bir parçasıymış gibi davranmaktan kaçınırsınız. Bir gün tüketici olan...
Ne istiyorsa öyle davran
Hiç sorun değil. Kalbin ne istiyorsa öyle davran.. Kırmak kırılmak, sevmek sevmemek, ağlamak ağlatmak, düşünmek düşündürmek, susmak konuşmak, inanmak inanmamak, cevap soru, doğru yanlış, aynı farklı, ne kadar zıt kelime varsa yapmakta özgürsün dilediğin gibi davran. Dilediğin gibi gir, dilediğin gibi çık. İstersen ardına bakma, istersen bak.. Zaman, vakit, saat, gün, hafta, ay, yıl ne dersen de; Çalmak, kazanmak.. Yorulmak...
Soğuk, karanlık bir vakitte evime giden o çıkmaza doğru gidiyor, sorularla meşgale oluyordum. Olurken bir yandan da yerdeki taşlara tekmeler atıyordum. Soruların hıncıyla olsa gerek biraz sert vuruyordum. Yüz ikiyüz metre gitmiş olsam gerek, yerde güzel bir defter buluyor acaba kim düşürdü diye etrafa bakınıyorum, sesleniyorum; “ Bu mavi ciltli defterin sahibi yok mu?”. Defterin içini de açmak saygısızlık...
Bir hikayeye nasıl başlanır ya da nasıl bitirilir. Kahramanları neye göre seçer nasıl bir yol izlemesini isteriz. O hikayeden keyif almak için ne kadar çabalar, ne sürede hikayenin ilerlemesini isteriz. Çözüm ne kadar karmaşık görünebilir ya da nasıl basit bir hal alabilir. Sorular hedeflerimizin yüzde kaçına sahip. Bilinçaltımızın görünemeyecek kadar hayali olmasına sebep olan ne. Gizlenmek midir, gizlilik Görünürde var...
Çoğumuzun sıkıntısı büyük ve yaşadıkları olaylar güçtür, zahmetlidir. Hepimizin başından acı bir olay geçmiştir. Ya en yakınımızı kaybetmiş ya da yaşarken unutulmuş gitmişizdir. Hepimizin dönüm noktası kabul ettiğimiz inişleri çıkışları olmuştur. Hepimizde vahim bir gerçek, gerekçe vardır ve yaptığımız, yapacağımız her hamlede bir dayanışma mevcuttur geçmişe yönelik. Çoğu farkındadır bu durumların çoğu daha başlangıç evresinde. Bu yaşantıyla, kişinin olgunluk, kişisel...
Birileri hakkınızda sürekli konuşur. Bu sizi ya çekemediği içindir, ya da sizi merak ettiği içindir. Sizi tanımadığı da muhtemeldir, söylediği her söz kendine çıkar, kendini tanımlar. Sizinle o kadar çok uğraşır ki açık kovalar, en ufak bir hamlenizde al işte ben demiştime getirir olayları. Anlamak değildir onların gayesi, anlaşılmaktır. Gerçi anlaşılmak da değil, bir nevi bencilliktir onların işi. Bir de...